Onun hayatında her yön var

Tomris Güzelyurt 2 Aralık 2015

O, oyuncu , gazeteci ,yönetici, yazar, anne ve eş …

Bir pazar günü, gri, yağmurlu bir hava… Ayşe Erbulak’ın kapısını çaldık. Onunla buluştuğumuz adres, ikinci evim dediği okuldu.

Ayşe Erbulak yaptığımız sıcak söyleşimizde farklı konular konuşuldu. Hani o tanıdğımız muzip bol kahkahalı Ayşe’ye biraz da ağır kaçan sorulardı. Fakat o tüm birikimiyle sorularımıza cevap verdi. Söyleşi sırasında yüzünde ki o sıcak gülümseme hiç eksilmedi. Ara sıra eşi Tiyatrocu Özden Özgürdal da konuya dahil oldu.

İşte o sorular ve Ayşe Erbulak’ın samimi cevapları .

Biz merak ediyoruz Ayşe Erbulak kimdir ? kimin nesidir?

Ayşe Erbulak bu soruya gülerek cevap veriyor.

Normalde Bunların cevabı Google’da var. Fakat ben kendimi şöyle tanımlıyorum . Altan’ların kızı , Dağhan’nın annesi, Özden’nin eşi, Öykü’nün bonus annesi.

Hayat Felsefeniz nedir?

Bu hayata gelmiş ve elimdeki zamanı güzel değerlendiren biriyim.

Bu kadar önemli isimlerin olduğu bir ailede olmak sizi hiç zorlamadı mı ?

Tabi bu sebepten mümkün olduğunca az oyunculuk yapıyorum. Çünkü ailede herkes oyuncu. Ailemizden bir tane karikatürist cıktı. Karikatür çizmeyi veya herhangi bir şey çizmeyi çok isterdim. Çöp adam bile çizemiyorum. O yüzden yazarlığa yöneldim bunun yanında yöneticilik yapmayı seviyorum. Oyunculuğuda seviyorum. Fakat bu ailede büyümek büyük sorumluluk gerektiriyor. Attığınız her adımda onlara layık olmak zorundasınız. Bu nedenle bazı projelerim sadece düşünce aşamasında .

 3333Eğer böyle bir ailenin ferdi olmasaydınız, nasıl bir meslek sahibi olurdunuz?

Bu başka bir gerçek. Eğer ben öyle bir ailenin çocuğu olmasaydım. Herhalde çok iyi bir biyolog olurdum.Çünkü biyoloji dersinde en yüksek puanı alan her zaman bendim. Hani belki bir bankacının kızı olsaydım. Mutlaka biyolog olmuştum. Bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum. Çünkü ben ailemi örnekleyerek bugün ki durumuma geldim.

12 yıl boyunca Norveç’teydiniz, cafe işlettiniz, stand-up yaptınız. Başka bir ülkede bunları yapmak size ne kazandırdı ?

Yaptığım işlerin ne kadar önemli olduğunu her iş bittikten sonra buraya döndüğümde algıladım. Orada geçen yıllarımın ilk bölümünde dil beni çok zorladı. Üstelik Norveç’in dili çok zor. Yaşım itibariyle İngilizce bile bana çok uzaktı. Şu anda Türk insanı İngilizceye doğuyor. Çünkü dükkanların isimleri İngilizce falan filan ama (gülüyor) Ve Norveç’çe için nadir konuşulan bir dil diyebiliriz. İskandinav dilleri çok zor . Ben zannettim ki; herkes Norveç’çe oynayabilir herkes yabancı bir ülkeye gidip orda 4 yıl bir üniversite okuyup, sonra okuduğu işin devamını getirebilir. Ben Norveç’te yiyecek içeçek okudum. Bunun sonrasında bir cafe açabilirim diye düşündüm. Döndükten sonra anladım ki; ben çok korkunç iş yapmışım dedim. Başka bir lisanda tiyatro oynamak ve çok uzun yıllar oynamak hayatıma çok şey kattı tabi. Norveç’ten döneli neredeyse altı yıl olacak. Ben orada kazandığım deneyimlerin katkısıyla bugün, bu şekilde yaşıyorum.

Türkiye’ye döndüğünüzde yazarlık ve okul yöneticiliği yaptınız. Bir çok ünvanı ve sorumluluğu bir arada taşıyorsunuz. Bu zor değil mi?

Bazen yoruluyorum, fakat bu benim seçimim. Bu nedenle, herkes soruyor nasıl yetiyorsun. Hayatımı planlıyorum ve bu planın başarılı olması için ona sadık kalıyorum. Örneğin, eşimle aksam yemeği yerken annemi aramıyorum. Ve ya okulu yönetirken, başka bir şey yapmıyorum .Bazen bir kaç işi iç içe yaptığım oluyor. Bu zorunlu olarak ortaya çıkıyor.Erbulak Evi yani  Okul benim bebeğim, okulun sakin zamanları var. Bu zamanlar içinde, başka işlerle uğraşma fırsatı buluyorum. Yani burası benim kalem. Tüm savaş planlarımı burada yapıyorum. Boş saatlerde telefonumu elime alıp Candy Crush oynayacağıma bilgisayarımın karşısına geçip işlerimi hallediyorum, kitabıma notlar yazıyorum, belki de yeni bir kitap yazıyorum. Tabi tüm bu günlük savaş anlarında yanlız değilim, bana yardımcı olan insanlar var.

Bundan ne söylemek istediniz?

Yani ben eşime hizmet etmiyorum. Biz eşimle birlikte birbirimize hizmet ediyoruz. Birde bizimle aynı yaşayan kızımız var. O henüz, kendi kanatlarıyla uçmuyor. Fakat oda evin bir parçası. Ben ona saçımı süpürge etmiyorum, oda bana. Biz ailece hayatı paylaşıyoruz. Keza, oğlum Dağhan bizden ayrı yaşıyor. ama bize katılım sağladığında herkes birbiriyle hayatı paylaşıyor. Bu da bütün zorlukları ortadan kaldırıyor.

4aaaPolisiye romanlarının Agatha Cristie’si olarak adlandırılıyorsunuz. Bu şekilde anılmak hoşunuza gidiyor mu?

Gitmez mi ya . Agatha Cristie efsane, dünyada efsane. Gidiyor, zaten yazdığım üç kitap çok benziyordu ona .Ama sonra giderek kendime ait bir tarz oluşturdum.Çalışıyorum hala da.Agatha Cristie kendi döneminin çok iyi yazarı ama daha hafif cinayetler , zehirle, yastık bastırdı boğuldu filan gibi. Ben günümüze gelince daha hunharca cinayetler daha sarsıcı konularla yazmaya çalışıyorum. Türkiye’nin Agatha Cristie si olmak güzel ama ben günün birinde dünyanın Ayşe Erbulak’ı olmak istiyorum.

Ayşe Erbulak’ın hayran olduğu yazarlar kimlerdir? Kendine rakip gördüğü yazarlar var mıdır?

Rekap veya rekabet kelimesi yanlış. Çünkü ben ortada bir rekabet görmüyorum. Ben buna farklı bakıyor ve durumu hayranlık olarak değerlendiriyorum. Zaten aynı işi yapan insanların birbirine rakip olmaktansa birbirine destek olması gerektiği inancındayım. Çok hayran olduğum dünyaca ünlü yazarlar var. Önceleri Türk polisiye romanlarını çok okumazdım .Bunun ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu yeni fark ettim. .Şu günlerde Türk polisiye yazarlarını okumaya başladım. Ve fark ettm ki; çok başarılı yazarlar var. Bu bana bümutluluk verdi. Örneğin, en son Hüseyin Ekinci’nin Ölüler de yalan söyler’ adlı kitabını okudum. Bir soluk da bitti. Şimdi sırada ‘Boruotu Cinayeti var onu okuyorum. Bu ara kitapçıları dolaşıp, bir Çok yerli polisiye kitap aldım. Birde eski alışkanlık İskandinav Polisiyesini ayrı seviyorum.

Yabancı kimleri okuyorsunuz?

İskandinavlar dünyada çok yeni bir trend oluşturdular. Eserleri, Doğan kitaptan yayınlanan bir Jo Nesbo var. Bu Norveçli müthiş bir yazar. Birde Danimarka’lı Camilla Lackberg var, gerçekten çok iyi polisiye yazıyor. Çok yakınlarda kaybettiğimiz İsveçli Henning Mankell vardı.Gerçekten hayranıydım. Çok üzülmüştüm.Bir daha yeni kitap yazamayacak diye .Amerika’nın bestsellerınıda seviyorum .John Grisham var .John Grisham’ı gerçekten çok seviyorum. Tess Gerritsen ı seviyordum fakat artık çok tekrara düştü.Ahmet Ümit’i tabi ki çok seviyoruz .

Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Öyle birden mi oldu oturayım kitap yazayım mı dediniz?

Kitap olabileceğini hiç düşünmeden yazdım. Norveçte bir vaktim oluştu. İstanbul’da oturunca gününüzün en ez 4 yada 5 saati trafikte geçiyor. Ama Norveç’te böyle değil. Gitmek istediğin yere beş dakikada gidebiliyorsun. Bir de orada hayat daha erken başlıyor iş yerleri sabah 6 da açılıyor biz mesela cafeyi 6:30 ‘ta açıyorduk. Ama akşam 6:30da da kapatıyorsun. Hatta o saat bile geç oluyor. Bankalar falan 3’te kapatıyor. Çünkü insanlar orada kendilerine zaman ayırıyor. kendileri için vakit ayırıyorlar.kayak yapıyorlar , kar kürüyorlar ya da çim kesiyorlar.Benim doğamda yoktu yani öyle kar küremek çim kesmek .Baştan çok zevkli bir şey zannettim ama gerçekten çok zormuş çim kesmek.Vaktim vardı ben boş vaktimde öyle boş boş durmaktan hiç hoşlanmam.hep bir şey yaparım.Bir deniz kazası oldu Norveç’te o kaza bana bir sürü şey çağrıştırdı.Küçük küçük notlar aldım,sonrada yazmaya başladım.Ama gerçekten kitap olacağını düşünmemiştim.Büyük bir hayaldi.Türkiye’ye dönünce bitirdim kitabı .Zannettim ki herkes kitabı basmak isteyecek , kapıda kuyruklar oluşacak ama öyle olmadı ( gülüyor) Çok uğraştım bastırmak için. Bir yayın evi bana inandı ve yola çıktık beraber. İki yayın evi daha değiştirdim. Şuanda üçüncüsüyle çalışıyorum. İlk yayın evi çizgi roman üzerineydi Lal kitabın raflarda yer almasını sağlamak zor oldu.daha sonra çok büyük bir yayın evi Destek yayınlarına geçtim.Destek’te çok büyüktü.Bana butik bir yayın evi lazımdı.Şimdi Labirent’le çalışıyorum.

Yazarlık dünyanızda çıraklık ve ustalık döenmlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz.

‘’Anne Bak Kim Geldi’’. Ustalığa geçiş dönemim. Çünkü Polisiye romanlar kurgu işidir. İyi kurgulamak gerekli. Zaten bu polisiye okuyan insanlar çok zekidir. Kendini o roman içinde hayal ederler. Romana iyi bir kurgu verip, okuyucuyu sürekli şaşırtmak gerekli. Bu da her satırda süprizleri arttırmakla olur. Çıraklığı bitirme dönemim de ‘9 Oda cinayetleri’ adlı kitabımdır. Ama kesinlikle söylüyorum ‘Anne bak kim geldi’ ustalığa geçiştir.

Ayşe Erbulak aşk romanı yazacak mı?

Bu imkansız, göremezsiniz (gülüyor) . Hiç sevmediğim bir tür. Ne okurum nede yazarım. Hatta ben çeviride yapıyorum. Norveç’çeden. Çoğunlukla polisiye çevirmek istiyorum. Beğenmediklerimi çevirmiyorum. Kendim okurken keyif alacağım kitapları çeviriyorum.

Şuanda çevirmekte olduğunuz bir kitap var mı?

Evet, Norveçli bir polisiye yazarının kitabını çeviriyorum. Bunu yayınevi ile olan özel anlaşmam nedeniyle şuan da açıklayamam.

Okul hayatınızda nasıl bir yer kaplıyor.

Bu soruyu tersten sornak gerek. Ben okulun ne kadarını kaplıyorum. Buna bakmak gerek. Çok büyük bir şans eşimle birlikte bu okulu yönetiyorum.Okulda oyunculuk ve yazarlık dersleri veriyoruz. Aslında buna ders demeyelim de yan donanım veriyoruz. Satır aralarında, görgü, terbiye ve adap öğretiyoruz. Bizim okulu bitiren çocuklar ileride mimar olabilir, hemşire olabilir, pazarda limon satabilir. Ama iş ahlakı öğreniyorlar. Tabi ki; oyunculuk ve yazarlıkta öğreniyorlar. Çeşitli yaş gruplarımız var; yeni açacağımız sınıfta 4-6 yaşa kadar indik, 7-10 , 10-12, 12-15, 15-19, 20 ve yetişkin sınıflarımız var .

Genç yazarlara ne tavsiye ediyorsunuz?

Genç yazar adaylarına, Yazarlık oyunculuk sanata ve edebiyata dair şeyler tavsiye ediyorum. Bu alanların sonu yok. Burda hiç kimse ben çok iyi oldum dememeli. İnsan her gün yeni bir şey öğreniyor. Öğrenmenin sonu yok. İnsan ölene kadar öğrenci olmalı . Benim 5 tane kitabım var ben yazar mı oldum , hayır daha çok şey öğreniyorum.

4444Aile bireylerinizle bir tiyatro oyunu sergilemek istiyor musunuz?

Çok istiyoruz, gerçekten çok istiyorum. Hiç bir şey olmazsa Özdenle iki kişilik oynamak istiyorum. Niye yapmıyorsunuz dersen doğru bir tekst gelmedi elimize .

Burada Özden Özgürdal söze karışıyor,

Beklenti adına bizim birşey yapmak için yapmamız olanaksız.

Aslında çok gündemde olan bir şey. İki kişilik bir oyun sergileyip belediyelere satarsın. Ama o kadar sığ şeyler yapmayı sevmiyorum. Yaptığım vakit güzel olmalı. Benim kendi yazdığım bir stand-up oyunum var zaten bir oyun bu gerçekle hayallerin karıştığı biz bunu Özden’le oynuyoruz zaten kurumsal olarak. Ticari kuruluşların özel gecelerinde ve ya onlara eğitim amaçlı oynuyoruz .Ama valla bir tiyatro oynamayı istiyoruz.Yukarda salonumuz var 60-70 kişiyi alabiliyoruz

Özden Özgürdal : Ama zaten bir tiyatro kökenli birinin ben tiyatro yapmayacağım demesine ragmen tiyatrosuz kalabileceğine inanmıyorum.Bu bizim yaşam biçimimiz.

Ama başka bir tiyatroda oynayamam .Bir deneyimim oldu.sahne almadım ama o benim için bir workshop oldu.Burayı bırakamayız.Burada olmak zorundayız.

Anne bak kim geldi’’ kitabını film yapmak istediğiniz kulağımıza geldi. Kitap senaryo olursa ailenizden birilerini oynatır mısınız?

Bu kitabın benim için farklı bir anlamı var. Bu nedenle senaryo olmasını çok istiyoruz. Ama ailemden hiç kimseyi oynatmayı düşünmüyorum. Sonra, sağırlar birbirini ağırladı olur. Belki sokaktan geçen adamı oynarız ama başka türlü olmaz.

 5555Okulunuzda olan etkinlikler nelerdir?

Bu yazın haziran ayında ilk olarak ‘Erbulak Festival Günlerini’ yaptık 2.side 2016’nın Haziranında olacak. Her sınıf 2 kere halka açık bir şekilde oyun oynayacak. Yazar adaylarıyla kitap yapıyoruz sonra o kitabı basıp dağıtıyoruz . Yazın sergiler açıyoruz.Sergi yapmak isteyen herkese kapılarımız açık.

Özden Özgürdal: Biz hem öğreniyoruz hem eğleniyoruz bir de şey var Ayşe’nin savunduğu burası yaşasın istiyor. Aşağıda yazılsın yukarıda oynansın.Burası sürekli hareket halinde olsun.

Röportaj; Duygu Korkmaz Fotograflar Tuğba Topal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir